İstanbulda bir evsizler evi


Tophane'nin ara sokaklarında sıradan görünümlü bir ev. Ama aslında burası evsiz erkekler için bir sığınak, kentte onlara sıcak bir oda sunan tek yer. Al Jazeera evin 14 sakini ile evsizlik üzerine konuştu.

40 metrekarelik bir alandan oluşan evde 14 kişi kalıyor. 

Şefkat-Der'in üç yıl önce Tophane'de açtığı Evsizler Evi sokakta yaşayanlara süresiz barınma sağlayan tek yer. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kışın hava iyice soğuduğunda bazı spor komplekslerinin kapılarını evsizlere açıyor. Ancak mart ayından itibaren bu kişiler tekrar sokağa dönüyor. Evin kapasitesi 12 kişilik ve sadece erkeklere hizmet veriyor.

Şefkat-Der, Evsizler Evi'ni hayırseverlerin bağışları ile ayakta tutmaya çalışıyor.

Yeşil kart sahibi oldular

Normal şartlarda evsizler tedavi olamıyor, olsalar da ilaçlarını alamıyor. Bu evdekiler ise şanslı. Kalabilecekleri bir evleri ve bir adrese kayıtlı oldukları için yeşil kartları var. Ev bir geçiş yeri olarak düşünülmüş. Evsizler burada kendilerini toparlama imkânı bulduktan bir sonra ayrılıyor. Ancak evdekilerin hepsi sokakta yaşamak zorunda kalmanın nasıl bir deneyim olduğunu biliyor.

Evsizler için var olan tek resmi uygulama kışın soğukların artması üzerine evsizlere bir spor kompleksini açılması.

"Evi olanlar ve olmayanlar"

Halil Özbilgin 45 yaşında. Memleketi Afyon'da işinin iflas etmesi ve evinin dağılması üzerine kendini sokakta buluyor.

Evsizliğin insanı nasıl çaresiz hissettirdiğini anlatıyor:

“Bir süre sonra insanları ikiye ayırmaya başlıyorsunuz. Evi olanlar ve olmayanlar.. Belirli bir süre sonra farkediyorsun ki hayal kuramıyorsun artık. Yani o kadar kötü ki; her şeyden ümidi kesiyorsun. Diyorsun ki; bir daha benim hiçbir şekilde toparlanma imkanım yok, bu açlıkta bu soğukla donup gideceğim, öleceğim. Robotlaşıyorsun.”
Özbilgin bir evsizin en öncelikli ihtiyacının o akşam için yatacak güvenli bir yer bulmak olduğu için polis karakolunun çevrelerini, hastane acillerini tercih ettiğini, üniversite hastanesinin morgunda bile kaldığını anlatıyor.

Otogarda kalmaya çalışırken unutamadığı bir günü anlatıyor:

“Gece AŞTİ'de (Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminal İşletmesi) kalıyorum, sabah 7 gibi en geç oradan çıkartıyorlar seni. Ama yol paran yok, yürümek zorundasın. Ocak ayındayız, kar var. Yolda her yere tuz dökmüşler. Benim ayaklarımın altı yarık, tuza değdikçe sızlıyor. Bir yerde çöpten bir parça taze kıyma buldum. Kavrulmuş. Naylonu ile elime alıp yemeye başladım. Daha yemeye başlarken sıcaktı. Ben onu yemeye daha bitirmeden buz gibi oldu. Artık böyle kemirerek yemeye başladım açlıktan. Yani böyle bir yaşantı şekli...”

Burak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından buraya yönlendirilmiş.

“Sabah ezanı biz evsizlerin uyanma vaktidir”


Evdekiler senelerce geçirdikleri yalnızlığın da etkisiyle bizimle konuşma ihtiyacı hissediyor ama birbirlerinin sözünü kesmemeye de dikkat ediyorlar. 12 sene sokakta kalmış olan Fikret Sulen alıyor sözü:
“ Psikolojisi az çok yerinde olan insanın ilk önce düşüneceği barınma. Gıda ondan sonra gelir. Gıdasızsanız kışın, soğuk daha çok etkiler. Vücutta bir şey yanmıyor. Ben üç tane pantolon üstüne beş altı tane şey giyip üstüne bir de palto giyip dolaştığımı biliyorum."

Sulen evsizler için yapılan eleştirilerin hatalı olduğunu söylüyor:

"Diyorlar ki mesela ya iş bulsun çalışsın. E nasıl çalışacak bu adam, kim verecek bu adama iş? Psikolojik dengesi zaten allak bullak. Saç sakal uzamış vaziyette. Berbere gitseniz, berber paranız dahi olsa, berber sizi dükkana alıp da kesinlikle tıraş etmeye yanaşmaz. Böyle bir insan zaten kesinlikle birinden bir şey isteyemez. Korkar çünkü. Çevreden korkar. Evsiz kendini köpekten, insandan, soğuktan, her şeyden korumak zorunda.”

"Sinyalcilik dilencilik demektir"

Evdekiler evsizlerin gururlu insanlar olduklarını, genelde dilenmeyi reddettiklerini söylüyor. Ancak Abdullah Gözüberk 16 sene dilencilik yaptığını anlatıyor.

“Sinyalcilik dilencilik demektir. En güzel yönü de şu: İnsanları tanıyorsunuz. Gerçek sinyalciler var, gerçek olmayanlar var. Ben gerçekten sinyalci olduğum için; yani psikolojik anlamda; ailem dağılmış her tarafta, ölümden başka bir şey düşünmüyorum, bana öyle 25 kuruş, 10 kuruş çok büyük para geliyordu. Sonra da alkole başladım, daha rahat yapayım diye.”

“Daha rahat” derken ne demek istediğini soruyoruz, “Bazıları küfür ediyordu aldırmamaya çalışıyorsun, veya sana 'Çalış, utanmıyor musun? Ne biçim insansın?' diyor.”

Abdullah Gözüberk en çok camilerden kovulmuş olmasından yakınıyor. Avrupa'da kiliselerin özel okulları, yurtları, hastaneleri olmasına rağmen, burada camilerin de devlet dairesi gibi kapılarının kilitlendiğinden bahsediyor. 'Niye kapanıyor?' diye sorduğunda ise verilecek en kolay cevabın 'Halıları çalıyorlar' olduğunu, hırsız muamelesi görüp kovulmalarını anlatıyor.

Evde yabancılar da var

Bunlardan ikisi İranlı. Amir ve Behrouz, İran'da 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ahmedinecad'a karşı ayaklanan muhalif aday Mir Hüseyin Musavi'yi destekleyen 'Yeşil Hareketi'ne katılmaları nedeniyle ağır işkence görmüş ve ülkesinden çoğu Afgan olmak üzere 75 kişi ile kaçak olarak Türkiye'ye gelmiş. İnsan Hakları Vakfı tarafından da buraya yönlendirilmiş. Amir'in Türkçesi sınırlı olduğu için Halil Özbilgin onun adına konuşuyor:

“Bu arkadaşların mesela şu anda gidebilecekleri hiçbir yer yok, sağlık durumları da iyi değil. Zeytinburnu'nda (spor kompleksine) belediye sadece donmak üzereyken almıyor, biz sadece Türklere hizmet ediyoruz diyor. Amir de eve o şekilde geldi.”

Halil Özbilgin mülteciler için var olan sosyal politikayı “Saldım çayıra, mevlam kayıra” olarak ifade ediyor. İranlılar dışında evde Kongo'daki iç savaşta kolunu kaybeden ve evdekilerin çok sevdiği İbrahim ve Irak'taki savaşta tüm ailesini kaybeden 20 yaşındaki Hüseyin de var.

Evde zor durumda olan birkaç mülteci de alınmış. Irak'ta tüm ailesini kaybetmiş Hüseyin bunlardan biri.
"En azından bir kimsesizler mezarlığımız var"

Şu anda Zeytinburnu spor kompleksi açık ancak dışarıdan izinli girebiliyor. Evdekiler buraya genellikle akli dengesi yerinde olmayan veya tüberküloz hastası evsizlerin toplandığını, sonra üç ay geçince tekrar sokağa gönderildiklerini söylüyor.

Abdullah Gözüberk, kış soğuğu dondurucu hale gelince birkaç aylığına spor kompleksi açmanın sırf medyaya 'görüntü' olsun diye yapıldığını söylüyor, hatta tepkili bir şekilde orası için “Bir insanın hayatta en son mezardan önce gireceği yer” diyor. Fikret Sulen şaka yollu, “Arkadaş o kadar da değil. Öldüğümüz zaman en azından bir kimsesizler mezarlığımız var” diyor.